İşte bu evin dolambaçlı yolunun üstünde tam trafik ışıklarının herşeyi karıştığı noktada tam yedi yıldır bir kadın durur... Kadınla beraber yaşlandık... Kaldırımın üstünde duran cılız ve mazbut bu kadını gördüğümde ellerinde çiçekler vardı ve çiçek satıyordu... Karda kışta da oradaydı, yazın sıcağında da... Önceleri pek dikkat etmiyordum. Trafiğin yığıldığı noktaların birinde satış yapmaya çalışan insanlardan biriydi...
Oğlumu okuldan aldığım ve cümleten öfflediğimiz karlı soğuk günlerden birinde ki ışıklar sarıdan kırmızıya oradan yeşile dönse de yerimizden hiç kıpırdamadığımız günlerden birinde kadın yine oradaydı ve hamileydi. Elinde kaşkol satıyordu. İnsan bakıyor üzülerek. Zaman içinde insanlarla selamlaşır olmuştu. Biz sıcak bir arabada kim bilir hangi konuda dertleniyorduk. Ya paramız yeterli değildir yada kalp sancımız vardır yada yada yada işte....
Sonra karlı günler bitti, hala yağmurlar vardı, kadın karnı burnunda yine çiçek satıyordu. Hep gülümseyebilen bu kadın yine gülümsüyor ama yorgun görünüyordu...
Yapımın saçma sapan hassasiyeti gereği hasta insanlara, yaşlı insanlara, yalnız sokak köpeklerine, üzgün çocuklara, bakamıyorum. Bakınca aynı duygu içime geçiyor çünkü. Kime baksam aynası oluyorum.
Bazen çiçek aldık, bazen kaşkol, bazen anahtarlık bazen bayrak ve kadın bir ara sokaklardan kayboldu ve bir daha gördüğümde kucağında bir bebek vardı. Yok artık dedim... Ama neye diyorsun ki yok artık?...Bizim örümüzde her şey değişirken, gelenler değişiyor, gidenler değişiyor, işler ofisler, koşullar değişiyor ama biz hep o yoldan geçiyorduk. Bazen mutlu bazen mutsuz, bazen öfkeli ve hızla, bazen sadece tükenmiş... Kadın kucağındaki çocuğu yere indirdi, sonra çocuk yürümekten koşmaya geçti. Biz bir ara taşındık sonra geri geldik ve mevsimler geldi geçti, yaş almaya başladık ve kadın da yaş alıyordu. Kadın hep gülümsüyordu ve sakindi. Hiç sinirli görmedim.
Bir ara ortadan kayboluyor sonra yine geliyordu. Artık birbirimizi sima olarak tanıyıp selamlaşıyoruz. Bugün yine oradaydı nazar boncuklu anahtarlıklar satıyordu ve yine gülümsüyordu. Yanında oğlu duruyordu. Tertemizdi. Artık okula gidiyormuş ,okul kıyafetlerinin pahalılığından şikayetçiydi. Kocası yine işten çıkarılmış ama gülümsüyordu. Biraz daha yaşlanmıştı ve yorulmuştu.
İnsan çok şey geçiriyor içinden... Yedi yıl süresince bir ömre tanıklık etmek ve sonra insanların şikayet edişlerini dünlemek o kadar komik oluyor ki. Aslında ben epeydir sinirlenme belirtisi gösteriyorum şikayet içeren söylemlere. Şikayet aslında hiç bir şey yapmak istemiyorum demenin kendini kurban yerine koyarak acıma ve sempati duygularıyla ilgi çekmeye çalışmanın şımarık versiyonu gibi geliyor. Ben aynı cümleyi kendime de söylüyorum. Dışarı çıkıp değiştirmek için mücadele etmek, kendi ayakları üzerinde durmayı gerektirir, oysa şikayet etmek sen elini suya sabuna değdirmeden başkasının senin için birşeyler yapmaya çalışmasını sağlayıp aynı zamanda duygusal olarak beslenmektir. Yani bir tür sömürüdür. Facebook da yayınladım ve çok da eğlenceli buldum. Zaman zaman şikayetlere ve kendi şikayetlerime tepki olarak yayınladım, ben de elbette bir yayınlayandan çaldım....


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder