20 Temmuz 2017 Perşembe

Benim hikayem İstanbulda yada hikayenin kendisi benim....

Yine bir tuhaf gece, yine bir tuhaf muhabbet ve yine yine akla zincirlenen sorular....
Keşke herkes kadar gri bölgeleri olan bir hayatım olaydı demediğim bir günüm bile olmuyor.
Özetle normal olsana be kadın deyip duruyorum....

Ya çok mütevazi bir ev kuşu oluyorum yada hiç eve girmiyorum. Nirvanaya duvarlar aracılığı ile ulaşılabilseydi kesin ordaydım ancak ben bu işin duvar boyutunu, yol boyutunu, saatte iki yüz yetmiş kilometre hızla yaşamın içinden geçme boyutunu şahsen denemiş bulunuyorum...
Sonra nirvana yada hamdım, yandım oldumun olma kısmına geçemeyince sosyalleşelim ve eve mümkünse hiç girmeyip aynı gökyüzünün altındaki çocuklardık hikayesinden esinlenip kendimi yazın güleç yüzlü kucağına atıyorum.
Arkadaşlar sağ olsunlar eyüp sultandan barlara uzanan bir yelpazede ,ki itiraf ediyorum bağdaşılası bir yönü olmayan bir yelpazedir kendisi ve  sadece bize yakışır ,yeni insanlarla tanışmak da kaçınılmaz oluyor. Ve her insan önce insanın kendisine açılan kapıları oluyor...

İşte yine böyle bir akşamda ve yine böyle yeni bir sohbetteki yeni cümlelerde kısa bir özet yaparken gidemedim ben bu şehirden dedim. Hiç gelmek istemediğim bir şehirde esir oldum. Kafa hiç kabul etmedi, olup biteni anlamayı da red etti ama ne zaman gemileri yakıp gitmeye kalksam şehir kaderle el birliği yapıp kapıları kilitledi. Kaç defa eşyalarımı satıp biletimi almışken ya ölümler set oldu ya da düğünler.... Yani dedim ben bu şehirde görünmez bir el tarafından esir tutuluyorum, çünkü bu şehir bu ülke demek, bu ülke boğaz demek, kuruçeşme demek, bebek, arnavutköy demek.
Bir arkadaşım yaşanacak hikayen İstanbulda belki dedi,  başka bir ses belki de hikayenin kendisi sensindir dedi.... Orda duraladım...

Belki İstanbulun binlerce masalı/hikayesinden biri de benimdir dedim. Neydi bir eski şarkı vardı, arayıp bulacağım youtube da boğaza aşık bir kadınla ilgili yada ona en yakın şarkıyı....

https://www.youtube.com/watch?v=iLvKjAp3jxQ

Ben çok küçücük bir kız çocuğu iken ve takma adım Ayşegül iken rahmetli büyükbabam söylerdi bu şarkıyı bana. Nur içinde yatsın, gömleksiz ceketsiz çok nadir gördüğüm büyük babam esmer bir prens kıvamında jilet gibi takım elbisesine rağmen beni kucağına oturtup bu şarkıyı söylerdi:))) Hoş bir anıdır bu da ....



Masallara hala inanan çocuk kalmış yada kalabilmiş insanlara kadeh kaldıralım o halde.....



Hiç yorum yok:

Yolları Özlemek...

Acayip yaşlar bunlar... Toy değilsin, yaşlı değilsin, olgunsun ama olmayasın var. Olmama ihtimalin yok. Arafın köprüden önceki son çıkışı g...